.

İNGİLİZCE ZAMANLAR (Tenses)|İNGİLİZCE DİLBİLGİSİ (İngilizce Gramer)

PRESENT CONTINUOUS TENSE (ŞİMDİKİ ZAMAN)

KULLANIMI:
1 -
İçinde bulunduğumuz anda yapılan eylemleri anlatmak için kullanılır.
2 - İçinde bulunduğumuz an sırasında olan eylemleri anlatmak için kullanılır.
3 - Yakın geleceği anlatmak için özellikle zaman ve mekan belirtildiğinde gelecekte yapılacak olan bir eylemi ( arrengement ) anlatmak için kullanılır.

A  OLUMLU CÜMLELER

ÖZNE + ( AM-IS-ARE ) + FİİL+ING

The Browns are looking for a new flat
They are flying London at 6 tomorrow
Tom is watching  TV now.
She is cooking a meal in the kitchen at the moment.
Tom is doing his homework  right now.

B  OLUMSUZ CÜMLELER

ÖZNE + (AM-IS-ARE) + NOT + FİİL+ING
IS NOT = ISN’T
ARE NOT = AREN’T

The Browns aren’t looking for a new flat
They aren’t  flying London at 6 tomorrow
Tom isn’t  watching  TV now.
She isn’t  cooking a meal in the kitchen at the moment.
Tom isn’t  doing his homework  right now.

C  SORU CÜMLELERİ

(AM-IS-ARE) + ÖZNE + FİİL+ING

Are The Browns   looking for a new flat?
Are they are flying London at 6 tomorrow?
Is Tom is watching  TV now.?
Is She   cooking a meal in the kitchen at the moment.?
Is Tom   doing his homework  right now.?

TIME EXPRESSIONS = ZAMAN İFADELERİ
Now,right now,at present,at the moment,still

İNGİLİZCE ZAMANLAR (Tenses)|İNGİLİZCE DİLBİLGİSİ (Gramer)

SIMPLE PRESENT TENSE (Geniş Zaman)

1 – Günlük alışkanlıklarımızı yada rutin işlerimizi anlatırken kullanılır.

2 – Vapur ,tren vs. gibi tarifelere bağlı hareket eden  bir olayı anlatırken kullanılır.

3 – Sürekli yaptığımız işleri anlatmak için kullanılır.

A -  OLUMLU CÜMLELER

ÖZNE + FİİL

Tom always goes to work by bus

Janet  has lunch at 1 o’clock

Tim studies lesson in the afternoon

He plays in the garden

The train leaves at 5.30

They sometimes get up late

You always have a  bath in the morning.

B – OLUMSUZ CÜMLELER

ÖZNE + DON’T / DOESN’T + FİİL

Tom doesn’t always go to work by bus

Janet doesn’t have lunch at 1 o’clock

Tim doesn’t study lesson

He doesn’t play in the garden

The train doesn’t leave at 5.30

They don’t  sometimes get up late

You don’t always have a bath in the morning.

C – SORU CÜMLELERİ

DO / DOES + ÖZNE + FİİL

Does Tom always go to work by bus?

Does Janet have lunch at 1 o’clock ?

Does Tim study lesson ?

Does he play in the garden ?

Does the train leave at 5.30 ?

Do they sometimes get up late ?

Do you always have a bath in the morning ?

NOT: Simple Present ( Geniş Zaman ) olumlu cümlelerinde cümlenin öznesi 3.  tekil şahıs

 olduğunda özneden sonra kullanılan fiil sonuna ‘’S’’ takısı alır.

Örnekler:

go…………………goes

study…………….. studies

watch…………      watches

play……………….plays

Time of Adverbs (Zaman İfadeleri ):

Always
Usually
Never
Sometimes
Rarely
Often

Bu Zaman İfadeleri resmi dil kullanıldığında cümle olumlu,olumsuz veya soruda olsa daima fiilden bir önce cümlede yer alır.

İNGİLİZCE HAZIRLIK (PROFICIENCY) SINAVI 1 ençok çıkan- en sık çıkan Kelimeler

Command: Emretmek, Yönetmek
Increase: Artmak, çoğalmak
Decrease: Azaltmak
Demand: Talep etmek, istemek
Require: Gereksinmek, istemek
Prevent: Önlemek, engellemek
Divide: Bölmek, bölüştürmek
Attract: Çekmek, cezp etmek
Inexpensive: Ucuz
Afford: Gücü yetmek
Descriptive: Tanıtımsal
Advisory: Öğüt veren ,tavsiye niteliğinde
Positive: Pozitif, olumlu
Pessimistic: Kötümser, karamsar
Exist:  Var olmak, bulmak
Experienced: Tecrübeli
Contain: Kapsamak, içine almak
Commercially: Ticari bir şekilde,radyo-televizyon ilanı şeklinde
Trigger: Neden olmak
Removal: Kaldırma, kaldırılma, nakil
Absence: Yokluk, eksiklik
Lack: Eksiklik
Preservation: Saklama, korunma
Destruction: Yıkılma, yıkım
Fail: Başaramamak
Take place: Meydana gelmek
Evaporate: Buharlaştırmak, buharlaşmak
Content: Hoşnut etmek, tatmin etmek
Exclude: Hariç tutmak
Include: İçermek, dahil
Intensify: Şiddetini artırmak
Cure: İyi etmek, şifa vermek
Heal: İyileştirmek, iyileşmek
Loss: Ziyan, zarar, Hasar, kayıp
Sharpen: Bilemek, Açmak, sivrilemek
Brighten: Parlamak, neşelenmek, canlanmak
Sweeten: Tatlılaştırmak
Modernize: Modernleştirmek, yenileştirmek
Enable: Olanak sağlamak
Lessen: Küçültmek, ufaltmak, eksiltmek
Shorten: Kısaltmak, kısalmak
Trighten: Sıkıştırmak, sıkışmak, gerginleştirmek
Broaden: Genişlemek, Genişletmek
Loosen: Gevşetmek, Çözmek, açmak
Clarify: Aydınlatmak, Açıklamak
Worsen: Fenalaşmak, kötüleşmek
Weaken: Zayıflamak, Zayıflatmak
Simplify: Basitleştirmek, Kolaylaştırmak
Lighten: Aydınlatmak, hafifletmek
Straighten: Düzeltmek, doğrultmak
Darken: Kararmak, koyulaşmak
Widen: Genişletmek
Delegate: Havale etmek
Grateful: Minnettar, değerbilir
Appreciative: Takdirkar
Circumstance: Hal, vaziyet, olay, durum
Attitude: Tutum, davranış, tavır
Gratitude: Şükran, minnettarlık
Contrast: Tersi, karşın, Zıt, Aksi
Constantly: Daima, sürekli
Stone: Taş
Spirit: Ruh, Can
Possion: Hırs, Tutku, aşk
Possionate: Aşırı Tutkulu, heyecanlı, Ateşli
Inspire: İlham etmek, esinlenmek
Spiritual: Ruhsal, manevi
Foundation: Temel, esas
Complacent: Halinden memnun,kendini beğenmiş
Apathetic: Duygusuz, hissiz, aldırışsız
Inspiration: İlham, esin
Urge: Sevk etmek, ileri sürmek
Evolve: Geliştirmek
Challenge: Meydan okumak
Pursue: Peşine düşmek, izlemek, kovalamak
Purely: Saf, temiz, masum bir şekilde
Enlighten: Bilgi vermek, aydınlatmak
Happiness: Mutluluk
Ever: Asla, durmadan, herhangi bir zamanda
Truly: Gerçekten, doğrulukla, İçtenlikle
Exactly: Tamam, tamamen, aynen
Transient: Geçici, süreksiz, kalımsız
Sunspot: Güneş lekesi
Affect: Etkilemek, Dokunmak
Climate: İklim
Experiment: Deney, deneme
Consist of: -den meydana gelmek
Strike: Vurmak, Çarpmak,darbe indirmek
Stream: Akarsu, akıntı, Akım, gidiş
Debris: Döküntü, Yıkıntı, Enkaz
Devise: İcat etmek
Attribute: Sıfat, nitelik, vasıf
Connect: Bağlamak
Connection: Bağlantı, İlgi, İlişki
Appropriate: Uygun, yerinde, has
Addiction: İlave, ek
Dimension: Boyut
Unify: Birleştirmek
Unified: Birleştirilmiş, birleşik
Network: Şebeke, ağ örgüsü
Grid: Izgara
Labyrinth: Labirent, Çıkmaz
Rebellion: İsyan, ayaklanma
Uprising: Ayaklanma, İsyan
Revolution: Dönme, Devir, Devre
Revolt: Ayaklanmak, İsyan etmek
Efficiently: Etkin, verimli bir şekilde
Orderly: Düzenli, Düzgün
Apparently: Görünüşte
Extensive: Geniş, Yaygın
Reduce: Azaltmak, İndirmek
Found: Kurmak, tesis etmek
Base: Kurmak, tesis etmek
Establish: Kurmak, saptamak
Settle: Yerleştirmek, yerleşmek
Trip: Kısa yolculuk
Colleagues: Meslektaş
Meeting: Toplantı
Assembly: Toplantı, meclis, kongre
Press: Basın
Obsolete: Kullanılmayan, eski
Range: Alan, saha, mera, otlak
Lenght: Uzunluk, boy, mesafe
Proceed: İlerlemek, Yol tutmak
Available: Hazır, elde mevcut
Convenient: Uygun, elverişli, Kullanışlı
Suitable: Uygun
Terminate: Son vermek, bitirmek
Launched: Kızaktan suya indirmek(gemi)
Modify: Biraz değiştirmek, Tadil etmek
Transmit: Geçirmek, Göndermek, Nakletmek
Transport: Taşımak, nakletmek
Regional: Bölgesel
Geography: Coğrafya
Territorial: Toprak, alan
Remote: Uzak, ırak, yabancı
Amend: Düzeltmek

 

PRATİK İNGİLİZCE Cümleler|PRATİK İNGİLİZCE Konuşma|PRATİK İNGİLİZCE Kelimeler

Can I talk to you? Sizinle konuşabilirmiyim?

I’d like  a ……………….. (bir) Rica ediyorum.

Tell me your name, please : Lütfen adınızı bana söyleyin.

How much ? Ne kadar ?

How many ? Kaç tane

Can you give me your phone number? Bana telefon numaranızı verebilirmisiniz?

Can I borrow your newspaper Gazetenizi ödünç alabilirmiyim ?

Is there a postoffice near here ?  Buraya yakın bir postahane varmı ?

Where are you, Arzu ? Arzu neredesin ?

A- Nice to meet you.   Tanıştığımıza sevindim.
B – Me,too.                           Ben de

Who are you ? Kimsiniz ?

Could I use your phone ? Telefonunuzu kullanabilirmiydim ?

I want to talk to…………………. İle konuşmak istiyorum.

I’d like to talk to………………….İle konuşmayı rica ediyorum

Is there any water ? Hiç su varmı

your passsport, please. Pasaportunuz lütfen.

your surname , please. Soyadınız lütfen

Are you here ? Burdamısın ?

Have you got any money ? Hiç paran varmı ?

I have no money. Param yok

AWhat’s the time ?  Saat kaç ?
B - It’s…………………..o’clock

Would you like something to drink ? İçmek için bir şey istermiydiniz ?